Bugün 25-01-2012
Ermeni Gebermeli
Ermeni Gebermeli

Makalemin başlığı; bir şekilde acımı duyarak bana ‘hadi’ demiş “Dink ile ilgili yazını bekliyorum” diyen okuruma cevabımdır… Neden yazamayıp ellerimin titrediğini, sessizliğe gömülmemin sebebini anlatan, bu lanet olası başlık…

 

Hrant Dink davasının karar günü, ilaçlarımı almak üzere Ankara’da ki Uğur Mumcu Sokağı’na gittim. Alelacele eczaneye girip çıktım.

 

Hızlıca yürüyordum… Sağımdan solumdan insanların geçtiği caddede, ağızlarında ki sakızla Dink davasını konuşarak yürüyen iki liseli gencin ağzından çıkan söz, ayaklarımı asvalta zincirledi:

 

‘Ermeni gebermeli…’

 

Arkasından gelen, yarattığı kafiye uyumundan aldığı zevkle attıkları ‘fahişe gülüşler’!!!

 

Ne hissettiğimi anlatma şansım yok. Çaresiz kaldım, Bunu söyleyenin Türk olma ihtimalini düşünüp Türklüğümden utandım. “Türklüğe en büyük hakaret bu olsa gerek” deyip 301′i düşündüm…

 

Okurum, “bekliyorum hadi” demiş…

 

Bir ses, soluk beklemiş belli ki benden… Soluğumu kesen ‘fahişe’yi bilememiş ki…

 

O gün, benim gözümde ikinci kez öldürülmüştü Hrant Dink. Bu sefer ki ölüm yeri Agos’un önü değil, ölümü; örgüte bağlanamamış Uğur Mumcu’nun ortalığa saçılan etlerinin tek tek toplanıp poşetlere konduğu Uğur Mumcu sokaktı.

 

İki aydını, zifiri karanlığıyla toprağa gömen zihniyet; 80′ sonrası erozyonuna uğramış cehaletle, 17 yaşında bir bedenle karşıma çıkmıştı.

 

Hangi birini anlatayım sayın okur?

 

 

Jandarma İstihbaratta görevli yüzbaşı Metin Yıldız’ın; Yasin Hayal’in, Hrant Dink’i öldürtmek için silah temin ettiği, krokiler hazırladığı uyarısına rağmen Albay Ali Öz’ün, konuyu kapatmasını mı?

 

Ogün Samast’ın Hran Dink’i öldüreceğini tüm Trabzon’un bildiğini, bunun da, cinayet sonrası bilgi almak için soru sorulan ve ‘Katille ilgili henüz bir bilgi yok’ diyen dönemin Valisi Muammer Güler’e bir gazetecinin ‘biz söyleyelim o zaman Ogün Samast’ demesiyle teyit edilmesini…

 

Cinayet anında ve yarım saatlik süreç öncesinde ki tüm kamera kayıtlarının kayıp edilmesini…

 

Ogün Samast’ın cep telefonu kartının nerede ve nasıl kaybolduğunun hala bilinmemesini…

 

Samast’ın cinayet öncesi, Agos gazetesinin yakınında ki bir İnternet kafede, cinayetle ilgili yazıştığı ancak; ne o bilgisayara ne de konuştuğu kişilere ulaşılamadığını…

 

Samast’ın cinayet bölgesine götürülürken, O’nu gözleyen insanların kim olduğunun hala bilinemediğini…

 

İki MİT görevlisinin, Başbakanlık Koruma Hizmetleri Yönetmeliği’nin 11. maddesine göre; kendisi talep etmese bile Dink’i korumalarının yasal zorundalıkları olduğu halde, korumak yerine, Vali yardımcısının telefonuyla Dink’i çağırıp verdikleri uyarının ‘anlamı’nı…

 

Trabzon Jandarma’nın muhbiri, Erhan Tuncel’in araştırılmayan irtibatlarını…

 

Coşkun İğci’nin Hrant Dink’e yapılacak suikast planını jandarmaya bildirmesine rağmen, jandarmanın durumu dikkate almamasını…

 

Samast’ı öperek uğurlayan Astsubay’ın kim olduğunun neden hala bulunamamış olmasını…

 

Dink ailesi avukatlarının, konuşma kayıtlarına ulaşmak için, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’yla resmen savaştığını…

 

Mahkeme başkanı’nın ‘TİB belgelerini incelemeye kalksaydık bu dava daha çok uzardı’ demesinin hukukla olan alakasızlığını…

 

Vicdanı rahat olmayan bir hakimin kararının, bizi nasıl tatmin etmesinin beklendiğini…

 

Karar sonrası cezaevine götürülen Yasin Hayal’in “vatan sağolsun” söylemindeki “vatan”ın hiçbir toprağının, O’nu kabul etmeyeceğini bilmediğini mi yazayım?

 

 

Yoksa…

 

Dünyalar güzeli O kadın; Racel Dink’in, karar sonrası sessizce döktüğü gözyaşlarının benim yanağımdan süzüldüğünü mü?

 

Kocasının katili yakalandığında “O da zamanında bir bebekti,melekti. Aslolan onu şeytana çevirenleri bulmak” diyerek, tüm içinde ki matem siyahına rağmen, boynuna doladığı beyaz atkıyı…

 

Bugüne kadar sağ kolunu kaldırdığında solcudan, sol kolunu kaldırdığında sağcıdan dayak yiyenlerin, sağlı sollu yaptığı o haykırış yürüyüşünü…

 

“Hrant için Adalet için” söylenen, Türk’ün Kürd’ün, sağcı-solcu’nun dilinden çıkan Türkülerin, Ermeni’ce göğe yükseldiğini…

 

‘bu dava böyle bitmez’ diyenlere bir omuz da benim verdiğimi mi yazayım?

 

Yoksa özel sayfamda yazdığım “kalemi kırılanın ardından kalem oynatmak, günlerdir zor geliyor… Zira beyaz güvercinin kara kalemle çizildiği bir dava senin ki Dink ağabeyim…” dediğim kelamı mı tekrarlayayım?

 

Ben hala Uğur Mumcu Sokağı’ndayım… Ayaklarım asfalta zincirli… Aklımda bir tek o anlam, Hrant… Türkçesi Fırat…

 

Fırat aktı… Biz sadece seyrettik sayın okurum, ben daha ne yazayım?

Bu Haberi Paylaş

Yorum Yapmaya Ne Dersiniz

Otomobil alırken bu hataya düşmeyin
Nitelikli dolandırıcılık suçu olan ''kilom
MTV ödemelerinizi sakın unutmayın
Motorlu taşıtlar vergisinin ilk taksit ödeme
Mitsubishi 300 bin aracı geri çağırıyor
Japon otomotiv devi Mitsubishi, yaklaşık 300
Otomobil satışlarında patlama yaşandı
Türkiye otomotiv pazarı, Avrupa liginde vites
LPG’den yüzde 30 tasarruf imkanı
KSÜ Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mahit Gün